“Kirlenmek güzeldir!”
Bir dönem sıkça izlediğimiz bir reklam sloganı. Elbette Çetin Tekindor seslendirince de slogan daha etkileyici hale geliyor.
Duyduğumuz bazı kelime ve kavramlar ilk anda negatif hisler uyandırsa da özünde oldukça yararlı ve sahiplenilmesi gereken özellikler taşıyabilir.
Slogan ilk duyulduğunda, “Kirlenmenin, çamura batmanın neresi güzeldir?” sorusu akla gelebilir. Ancak reklamın içeriğine baktığımızda oynayıp eğlenen hareketli çocukların ne kadar mutlu olduklarını görüyoruz.
Bu aktivitelerin, çocukların fiziki ve ruhsal yapıları üzerinde olumlu etkiler yarattığı da neredeyse herkes tarafından bilinmektedir.
Rekabet kavramı da; özellikle satıcılar ve piyasalar açısından bazı benzer özellikler taşır.
Az sayıda satıcının, yeterli alıcı ile buluştuğu oligopol bir piyasada büyük çaba harcamadan, tabiri caiz ise fazla yorulmadan istenilen ciro ve karlar elde edilebilir. Özellikle 1980 öncesi Türkiye’sini hatırlayalım. Gelişmiş ülkelerle rekabet edemeyen ekonomik yapı nedeniyle birçok alanda kalitesi tartışılan ürünler, yerli üretimi koruma kanunları sayesinde ülkede rahatlıkla alıcı buldu. Bozulursa yedek parçası kolay bulunur gerekçesiyle aldığımız ürünlerin zaten kolaylıkla bozulabileceğini önceden kabul ediyorduk.
Dünya ile entegrasyon sürecine girildiği 80’li yıllardan sonra birçok sektörde ciddi bir canlanma ve gelişme yaşandığı görüldü. Ülkemizde üretilen tekstil, beyaz eşya başta olmak üzere birçok ürün grubu dünya ile rahatlıkla rekabet edecek düzeyde gelişme kaydetti.
Bugün Uzakdoğu’da üretilen birçok ürün kalitesine şüphe ile bakılmaktadır. Benzer bir durum 50 yıl önce ülkemizde üretilen yerli mallar için de geçerliydi.
Rekabet; kaynak kullanımında ve üretimde verimlilik sağlar, maliyetlerin kontrol altında tutulması, özellikle sınırlı kaynakların heba edilmesi karşısında koruma görevi üstlenir.
Kişi, kurum veya kuruluşların sahip olduğu insan gücü, teknik donanım, bilgi ve becerilerin tümünü kullanmaya teşvik eder.
Rekabetin olduğu yerde tembelliğe yer yoktur. Dinamizm vardır.
İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde Almanya’da bir kasabada iki kardeş ayakkabı yapıp satmak üzere bir atölye açarlar; Adolph ve Rudolph Dassler. Savaş sonrası Adolph, Rudolph’a artık birlikte çalışmak istemediğini, kendine ayrı bir imalathane açacağını söyler. Rudolph şaşkındır. Ufacık kasabada iki kardeş ayrı imalathanelerde rekabet edeceklerdir. Kardeşine bunun mantıklı olmayacağını, bu ufak kasabada zaten insanların sayılı ayakkabı satın aldıklarını, ikisinin birden iflas edeceğini söylese de, Adolph, bu uyarıyı dikkate almaz ve yeni bir ayakkabı imalathanesi açar.
Gerçekten de aralarında kıyasıya bir rekabet başlar. Şöhretleri doğdukları kasaba sınırlarını aşar. İki kardeş, ayrıldıktan sonra, rekabet yüzünden birbirlerine küser. Hayatlarının sonuna kadar -tam 29 yıl- barışmazlar.
Bugün iki firmanın genel merkezi de bu ufak kasaba Herzogenaurach’tadır. Adolph Dassler’in ayakkabı şirketinin adı ADIDAS, Rudolph’unki ise PUMA’dır
Hayatımızı güzelleştiren gelişmeleri hep birlikte yaşamak dileğiyle…